hikayemiz resmimizin altında.. :)

hikayemiz resmimizin altında.. :)
hikayemiz resmimizin altında.. :)

30 Mayıs 2011 Pazartesi

Evliliğimizin 202. günü =) Kavuşmalar hep güzel =)

Yıllar önce bir yerde okumuştum; adı Özlem olanlar, hayatlarının her döneminde birilerine özlem duyarlar.. diye.. Ben kendimi öyle olmadığına inandırmaya çalışıyorum (Kuantum - olumlama =) ) ama yine de öyle işte! Sevgilimle 4 yıl boyunca uzaklardaydık, artık O geldi şükürler olsun ama şimdi de ardında kalanlar özleniyor..

Bir haftadır, annemle babam buradaydı, bugün de ablam ve yiğidomuz da geldi çok şükür =) İşten acele acele çıkıp doğruca eve gittik. Yemek yedikten sonra ablamları almaya gittik. Heyecanımdan olsa gerek erkenden çıkardım sevgilimi de, bekledik biraz ama arabada oturup, eski günlerimizi taklit edelim dedik, olmadı =) Yine de güldük eğlendik her zamanki gibi =)


Biraz zaman sonra geldier zaten. Yiğidom benim ya, elimden tutup hoplaya zıplaya, o saçları uçuşa uçuşa havalı hali aklıma geldikçe gülüyorum =)


Evde kendi annem babam, Tamerim de gelmişlerdi. Yine kalabalık, eğlenceli, yiğidomuzun bizi çok güldürdüğü bir akşam oldu.

Burayı yazıp yazmamaya bir türlü karar veremedim. Daha doğrusu, şimdi ben bu günlüğü ileride okuyup, bu günlerime dair anılarımı tazelemek için tutuyorum ya, işte bu anıyı hatırlasam mı, unutsam mı bilemedim ama en sonunda yazmaya karar verdim..


Akşam saat epey geç oluyor..


Annem, "hadi biz kalkalım artık" diyor.
Her ağızdan, "oturun, nereye, daha erken, kalın aslında niye gidiyorsunuz ki.." şeklinde cümleler çıkmaya başlıyor..

Bense, öyleye durmuş boş boş bakıyorum, hala durumu idrak edebilmiş değilim ki idrak edemeyişimi bile idrak edemiyorum. Bakıyorum sadece, boş boş.


Bir hengamedir sürüyor, kapı önünde toplaşıyor herkes annemleri uğurlamak için.. Sanki onlarla ben de gidecekmişim bir his içimde..

Kalabalıkta bir cümle duyuyorum ve tekrar duyuyorum ama hala anlamaya bile çalışmıyorum.. Sonra birden daha da yükseliyor ses, herkesin gürültüsü içinde kendini duyurmaya çalışırcasına..


- SEN GİTME GENGE!!

Yiğidom bana "gitme" diyor.. Gidemiyorum ki zaten, onların gittiği değil ki burası benim evim.. O anda geliyorum kendime..


Sarılıyorum anneme, babama, kardeşime.. Burada ne hissettiğimi bilmiyorum. Hani insan sevinir, mutluluk hisseder; üzülür, hüzün hisseder ama bu neydi bilmiyorum.. Bunun duygunun ne olduğunu içimde araştırmaya çıkamıyorum, sanki onu bulacağım yollar içi gözyaşı dolu, incecik balonlarla çevrili, bense üzerimde dikenlerle yürüyorum.. Biraz yürüsem bulmak için o balonlar patlayacak, her yer sel olacak..

Kapıyı kapatır kapatmaz doğruca mutfağa girdim, ortalığı toplamaya başladım hızlı hızlı.. Canım sevgilim hemen anladı tabii, geldi yanıma, iyi olduğumu öğrenmek istedi. Geçiştirmeye çalıştığımı da anladı, ellerimi tutup bıraktırdı yaptıklarımı, sarıldı bana.. "Sarılma ağlamak istemiyorum" dedim. "Ama kendini sıkıyorsun bitanem, hasta olacaksın. Ağlamak istiyorsan gel balkona çıkalım." dedi. İstemedim ama bu sefer ben O'na sarılıp birkaç damlayı akıttım orada..


O anlar ne gözümün önünden gidiyor, ne de aklımdan çıkıyor.. Gidip mutlu olmak ya da kalıp mutsuz olmak da değil çok iyi biliyorum ama öyle işte..


Tüm bir ömrümü aşık olduğum insanla geçirebilecek kadar çok ama çook şanslı bir insanım, sevgilimin ailesi de bena kendi ailem kadar yakınlar, herşey tamamen benim seçimim, kararlarımdan zerre kadar pişmanlık da duymuyorum, Allah da duyurmasın..
Ama..
Öyle işte...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder