hikayemiz resmimizin altında.. :)

hikayemiz resmimizin altında.. :)
hikayemiz resmimizin altında.. :)

3 Haziran 2014 Salı

Oğlum....

27 Nisan 2014 - Pazar.. saat yine sabahın 6:30'u. kurulmuş saat gibi açıldı yine gözlerim.. saat çok erken, daha geç olsaydı keşke.. zaman çabucak geçse.. hemen oğlum gelse.. diye geçiriyorum yine içimden.. birkaç saat daha oyalanıp kalkıp tuvalete gidiyorum.. amacım.yine kontrol.. beklenen işaretin gelmesi için..

öyle ya önce işaret gelecek.. en fazla 1 hafta içinde sancılarım gelecek.. suyumun da gelmesiyle oğluma kavuşacağım.. (hı hı tabii tabii -.-)


baktım yine hiç bir belirti yok.. bugün de doğurmuyorum anlaşılan.. bir zamandır tek yatıyorum.. rahat edemediğimden değil.. sabaha kadar dön dön uyuyamıyorum.. 

lavabodan çıkınca sevgilimin yanına gidip uzanıyorum.. saat 8 civari bu arada.. uyuyoruz uyanıyoruz tekrar uyuyoruz.. bilmiyorum işte hiç kalkmak istemiyorum bugün.. uykumuz da yok ama kalkmiyoruz.. konuşmuyoruz bile.. öylece dinleniyoruz ki bunlar son başbaşa saatlerimizmiş meğer..

saat 10 civari.. rahatça geriniyorum.. geriniyorum, geriniyorum.. derken.....

aniden sımsıcak birşeyler akıp gidiyor içimden.. öyle ki sevgilim bile hissediyor.. bir anda öylece bakakalıyoruz birbirimize..

"suyum geldi çabuk annemi çağır!!"
 
yo yoo hiç panik değilim.. sadece gülmekten ağzımı kapatamıyorum.. koşa koşa aşağı iniyor sevgilim.. ardından herkes apar topar yukarı çıkıyor.. hala yatıyorum ve deli gibi geliyor senin aylardır içinde büyüdüğün 'su'yun .. 

bir telaş bir koşuşturma.. ben sürekli.gülüyorum.. 

annem şokta.. nasıl olur önce su gelmemeli.. çocuk nasıl doğacak.. annemi sakinleştirmeye çalışıyorum..
kalkıp tuvalete gidiyorum.. bir bakıyorum ki..
 

tutamamışsın, kakanı yapmışsın meğer..

o anda anlıyorum aslında..
 
sezeryan..
 
tabii bu aralarda sevgilim doktorumuzu arıyor..
son durumu da söyleyince hemen gelin acele edin diyorlar..
 
saat 11.. 

annem sevgilim ben çıkıyoruz evden.. babam ve kardeşim arkamızdan gelecek..
ne sancım var ne bişey.. sadece durmadan su geliyor.. yolda ig'deki canım arkadaşlarımdan yardım istiyorum..
nasıl rahatlatıyorlar beni.. iyi ki varlar..
 
11:30.. 

hastaneye varıyoruz.. koşa koşa giriyorum içeri.. çünkü hala su gelmesi dışında hiç bir sıkıntım yok..
kısa bir muayeneden sonra doğal doğumun mümkün olmadığı anlaşılıyor..
 
o anda sadece kısık bir sesle "doğal olsun istiyordum" diyordum kendi kendime.. üzülme yapacak birşey yok diyor herkes..
üzülmüyorum ki.. oğlum geliyor oğlum.. aylardır saatleri saydım bu an için.. dolu dolu 9 ay bulantı çekerken, yediğim herşeyi çıkarırken hep bu anı düşündüm ben..
hızlıca hazırlanıyoruz.. hep doğal doğum bekledim.. sezeryan hakkında hiç birşey bilmiyorum..
ve başlıyoruz.. spinal anestezi diyorlar.. onun ne olduğunu bile çok bilmiyorum.. ameliyathane de müthiş bir ortam var.. çıkmak istemezsin.. herkes gülüp beni güldürmeye çalışıyor..
vurulan iğneyle belden aşağım uyuşuyor ve hareket başlıyor.. bir anda herkes o kadar hızlanıyor ki kendimi tutmasam epey korku saracak.. 

ben sürekli "sakın baslamayın hala hissediyorum" deyip duruyorum.. alakası yok halbuki başlıyorlar bile ve sonra eğer alay konusu oluyor bu sözlerim :)


10 dakika geçmiyor bile.. birden fotoğrafçımız, ebemiz herkes çığlık atmaya başlıyor.. 

"Allahım şuna bakın çok güzel"..
 
işte o saniye şoka giriyorum.. ne yani bitti mi şimdi.. ve burada düşündüğüm ameliyat değil.. hamileliğim.. Allahın bana emanetini içimde gün gün büyütüp dünyaya mı getirdim artık diye düşünüyorum..
 
..ve seni görüyorum oğlum.. ağlamak istiyorum.. ama gülüyorum.. ama gözümden de yaşlar akıyor.. yüzüm donmuş gibi.. dudaklarımı mimiklerimi hissedemiyorum, kontrol edemiyorum..
 
iyi mi.. iyi mi.. oğlum.. Allahımm..
 
aklım duruyor sanki..
 
hemen yanıma getiriyorlar.. ağlıyorken susuyorsun birden.. nasıl sıcaksın.. nasıl yumuşak.. öpeyim mi, koklayayım mı, durup öylece bakayım mı.. bilemiyorum hepsini yapıyorum ama doyamıyorum.. öyle işte..

o anda artık asla sensiz yaşamak istemediğimi, senin için herşeyi yapabileceğimi anlıyorum.. ve içimden geçiriyorum "isteyen herkese nasip et Allahım"..

işte o günden beri ben ben değilim sanki.. daha önce hiç yaşamamışım, hiç gülmemişim, hiç sevmemişim, hiç içim yanmamış.. 

..ve ben ne yapmışım ki Allahım bana seni göndermiş oğlum..

şimdi günlerim hiç olmadığı kadar mutluluk dolu, huzurlu, uykusuz, yorucu, heyecanlı, aşk dolu.. ve tarifsiz bir sürü şey işte..
sen benim en güzel duam en büyük şükür sebebimsin oğlum..
 
seni canımdan çok seviyorum mis kokulu bebeğim..

Allahım seni hep korusun.. 

..ve beni ömrüm boyunca senin o güzel yüzünden, aklımı başımdan alan kokundan mahrum etmesin..




10 Nisan 2014 Perşembe

HAYATIMIN EN GEÇERLİ SEBEBİ..

Sen kesinlikle yaptığımız ve yapacağımız her şey için hayatımızın en geçerli sebebisin..

Her anımda varlığına şükrettiğimızsin..

Çok istedik seni.. Sen de duydun bizi ve işte geliyorsun..

Canım oğlum.. Sana dair yazmak istediklerimi ne kelimelere dökebilirim ne de buraya sığdırabilirim.. O kadar biçare hissediyorum kendimi senin gibi bir mucizenin yanında..

Bu sana ilk seslenişim değil, sen de biliyorsun.. Hepsi burada yerini alacak inşallah ve biz artık masalımıza seninle kaldığımız yerden devam edeceğiz..

Şu anda kıpır kıpır karnımdasın.. 

Sanırım 20 gün içinde kollarımızda olacaksın.. 

Benim güzel oğlum, iyi ki geldin, hikayemizin baş rolü artık sensin..

Baban, ben ve ablan Ashley seni dualarla bekliyoruz canım EFE'm :)





Ashley'de kim! ?? :))

Ashley bizim canımız herşeyimiz.. Allah'ım onu bize hediye olarak gönderdi eminim..

İstanbul'dayken Kali'mizi çok mutlu olacağından emin olduğum bir çiftliğe vermek zorunda kaldık.. Bu zorundalık bizim keyfi kararımız değildi kesinlikle.. Artık iyice olgunlaşmıştı ve onun da yaşam amacı vardı, bunu elinden almak çok vicdansız hissettirmeye başlamıştı.. Sevgilim bana onun böyle daha mutlu olacağına, kendi gibi güzel yavruları olacağını her anlattığında içimden emin olsam da hep ağlıyordum.. zaten benim yine İzmir'de olduğum bir zamanda gitti yeni yuvasına..

Yine de biz hala bir can dostu istiyorduk ve ben onu kesinlikle para ile satın almak istemiyordum.. araştırırken Ashley'mizi gördüm.. içim gitti.. "keşke bize gelsen" dedim.. çok istedim, Rabbim gönderdi :) 1,5 yıldır bizimle, hayatımızı güzelleştiriyor..

Allah'ım onu yanımızdan hiç ayırmasın.. Canımızın bir parçası o..




boş durmayalım..

Eveeet,

Dediğim gibi artık yeniden İzmir'deydik.. zaten 6 ay kadar kalmıştık İstanbul'da.. oradayken benim kariyerim adına yaptığım hiç ama hiç bir şey yok! beklemeye almıştım kendimi..

İzmir'e döndük ve sevgilim 1 hafta içinde yeni bir işe başladı.. Sanırım hayatının işini buldu :) 6 gün sonra 2 yılı doluyor ve maşallah çok severek çalışıyor orada..

Bense hemen yüksek lisansa başladım.. 9 Eylül Üniversitesi, Avrupa Birliği ana bilim dalında şu anda tez aşamasındayım.. Tezimle ilgili yaptıklarım %5 bile değil ama geçerli sebeplerim var.. :)

Bu arada İstanbul'dan geldiğimizde önce annemlerin yanına Seferihisar'a taşındık, sonra 2013 ekimden 2014 şubata kadar yeşilyurtta oturduk ama şimdi tekrar Seferihisardayız..

bunun için de geçerli sebeplerimiz var :))

HAYDİ ŞU BİR YILI TAMAMLAYALIM MI?

"MERHABA"... 

O kadar kıymetli ki bu kelime.. 

Yazılabilmek için uzuuun uzun zamanlar bekledi..

evet yıl dönümümüz 06.10.2011'di ve böylece ilk 365 günümüz tamamlandı..


peki biz bu arada neredeydik? 

İstanbul'da..

Evet son yazımın üzerinden bir kaç ay sonra aniden İstanbul'a taşındık. sevgilimin eski iş yerinden arayıp aklımıza yatan bir teklifle (ve en çok sonraki yıllarda pişman olmamak adına) taşındık. bu arada ben başka bir işte çalışmaya başlamıştım ve açıkçası işler pek hayal ettiğim gibi gitmiyordu, benim için de bir kaçış oldu belki de..


zor kısmı söylememe bile gerek yok sanırım.. ben ailemden hayatımın hiç bir döneminde ayrılmadım.. uzaklık ardında hep endişe getiriyordu.. iyiyim dediklerinde hiç bir zaman inanamıyordum, bu yüzden 3 hafta İstanbul'da, 1 hafta İzmir'de yaşamaya başlamıştım :)

yine de zamanla alışıyorsun tabii, zaten orada sevgilimin ailesi ile bir arada olduğumuz için kendimi çok da yabancı bir memlekette hissetmedim ama inkar edemem benim için zordu.. esasında sevgilim de çok zorlandı, İzmir'e alıştığı için doğup büyüdüğü trafiği bile kaldıramıyordu..

bu sebeplerle biz mi çektik bu sonucu bilemiyorum ama bir gün aniden sevgilimin işleri tepetaklak oldu ve aynı gün içinde İzmir'e dönmeye karar verdik, ya da zorunda kaldık demek daha doğru olur sanırım..

İşte bu zaman içinde ben hiç yazmak istemedim.. sanki kendi hayatımı yaşamıyordum, hiç beklemediğim şeyler oluyordu ve ben sadece uzaktan seyrediyordum.. içinde hissetmiyordum ki yazayım...

Sadece şunu çok iyi anladım.. gerçek sevgi, gerçek aşk hiç değişmiyor.. koşullar çok hızlı ve sürekli olarak değişti ama birbirimize hislerimiz hiç değişmedi..

Biz evliliğimizin ilk 365 gününü masal gibi ama çok komik ve eğlenceli bir masal gibi yaşadık..


Şu anda tarih: 10 Nisan 2014!

Masal devam ediyor :) Katlanarak da güzelleşiyor..

Hayatımızda çoook önemli değişiklikler oldu..

Hepsini ayrı ayrı yazacağım... 

10 Ağustos 2011 Çarşamba

10'lu yaşlar çoktan bitti.. E bugün de 20'li yaşların ortasına gelindi?!

20'li yaşlarımın ortasına gelmişken neden 10'lu yaşlarla başladım söze.. Benim 10'lu yaşlarım harika geçmişlerdi de ondan! Sonra bitti 10lar, 20liler başladı. E noldu peki? Valla gelen gideni hiiiç aratmadı.. Hep büyüdüm ben.. Büyümek güzeldi, eğlendirdi, şımarttı.. Bir de O'nu getirdi..

Bak bunun nedenini gerçekten hiç bilmiyorum, açıkçası hiç düşünmedim de ama 25 yaş hep dönüm noktası gibi geldi bana.. Ne 18, ne 30. Hep 25.. Şimdi kimilerine göre aslında 24 oldum da, ben zaten bir türlü öğrenemedim bu yaş hesaplamalarını onların. 25 ime girdiysem, 25 diyebilirim artık kendime!

Hayallerim olmadı hiç, "Şu yaşıma geldiğimde, şurada şununla olacağım" diye.. İstedim sadece ve ben şu anda tam da olmak istediğim yerdeyim.

Geçmişe bakıp kendimi değerlendirmeyi sevmiyorum bir de.. Bu sanki bisikletle uçağı karşılaştırmak gibi.. Ama sadece şunu yapmak hoşuma gidiyor, bakıyorum eskiye, gördüklerim çok mutlu bir aile, başarılar, inandığım bütün güzel şeyler.. "Oh be.." diyorum.. Boşa geçen zaman yok, yok yere yapılan saçmalıklar yok, inançlarımdan saptığım vakit kayıpları yok..

Bu, 1 yaş daha aldığım için geçmişe yazılan bir özlem mektubu değil.. Zaten özlemini duyabileceğim tek dönemim çocukluğum olur ki en iyi arkadaşlarım sağolsunlar istediğim an çocuk olmamı sağlamakla kalmayıp benimle oynamaya başlıyorlar =) Zaten bu yüzden onlar benim en iyi arkadaşlarım.. Annem, babam, kardeşim ve sevgilim.. Güzel vakit geçirmek için onlardan iyisini bulamazdım =)

Onların varlığı benim için değerli ve biliyorum ki benim aldığım her nefes de onlar için herşeyden önemli. Yoksa hepsi ayrı ayrı bana "Prensesim" diye seslenir miydi =) Üstelik bir de birbirlerini kıskanırlar mıydı =)

Her insanın bir "hayatının kadını" var ve istisnasız herkes için "Annesi"dir hayatının kadını.. Ona verdiğin tarifsiz sancılara rağmen, seni doğurmaktan vazgeçmeyen annen, senden ömür boyu vazgeçmeyeceğini işte o an kanıtlar zaten.. E şimdi ben annemden başka kime hayatımın kadını diyebilirim ki! O benim yaradandan sonra, hayatta olmamın en büyük sebebi..
Çok seviyorum seni annem..

Ve benim babam kimseye benzemez.. Kimse onun gibi olamaz.. Onun ne sevgisinin sınırı vardır, ne de sunabileceği imkanların.. Aslına bakılırsa, ona duyulan sevginin bunlarla da ilgisi yok ki.. Babam o benim, bir sarılışım yeter onu ne kadar çok sevdiğimi anlamam için..

En mantıksız sevgiyse kardeş sevgisi bence.. Hiç bir mantık, doğru yanlış arayamazsın bu sevgi de.. Bu öyle birşey ki; tüm ömrünü, yaşadıklarını, henüz yaşayamadıklarını, çok istediklerini, tüm o artık neyse onların hepsini gözünü kırpmadan feda edersin. Ona kızmaya, onu üzmeye, mutsuz etmeye, anlayışsız olmaya zerre kadar hak görmezsin kendinde.. Kardeş o, ötesi yok.. Canının parçası, aklın fikrin ve hayatta bana verilen en güzel hediye canım kardeşim.. 17 yılım seni sevmekle geçti ve zaman geçtikçe ben keşke seninle daha da erken tanışsaydık diye düşündüm..

Dün gece şakalaşıp eğlenirken, ki sen bütün zamanını beni güldürmek, mutlu etmek için bu gibi işlerle geçirmeye adıyorsun, söylediğimiz söz hayatımızın özetiydi belki de. Evet biz seninle aynı kaderi paylaşıyoruz, aynı yolda yürüyoruz. Yol arkadaşım sen olduğun için ne kadar da şanslıyım.. Tam da sana söylediğim gibi, yeni açmış ışıl ışıl bir çiçek gibi hissediyorum kendimi seninle.. Ne kadar değerli olduğumu hissedebilmem için senin hep, "Bana bırak bitanem, sen yorulma" sözünü hatırlamam bile yeterli her zaman.. Gözün gibi bakıyorsun ya bana, kendini hiç düşünmeden önce beni düşünüyorsun ya hep, yüzüm gülsün diye uğraşıyorsun ya her an, hasta olduğumda bana bakıyor iyi olduğumda hasta olmamam için uğraşıyorsun ya, bunların hiç biri için değil, sadece gözlerimin içine aşkla bakıp, içime huzur doldurduğun için seni canımdan da çok seviyorum sevgilim..

Demek 25 yaşına da gelince, kendinden çok başkalarını düşünüyorsun, daha kendimi ne kadar sevdiğimi yazamadım bile =) Ama şu da bir gerçek bu sevdiklerim sevdirdi kendimi de bana bu kadar.. Güzel hissettirdiler, mutlu ettiler..

Bu kadar zamanda yaşadığım en büyük değişim evliliğim olmalı şüphesiz, ama ben onu değişim olarak göremiyorum ki hiç =) Yani değişim değil de değişiklik olabilir en fazla.. Yaşadığım yer değişti, düzenim değişti gibi.. Onun dışında hayatım yine hep güzel.. Diğer yandan yeni bir ailem daha oldu ve yine çok mutlu edildim, sevildim hatta şımartıldım =)

İşte bu sebeplerden; arkama baktığımda da, şu ana ya da, ileriye baktığımda da çok mutlu bir ben görüyorum.. Ve bunca yıl anladığım en önemli şey, mutlu olmayı BEN seçiyorum..

Tamam belki 90 yaşıma girmiyorum bu kadar hayatımın ve hayatımdakilerin analizini yapmak için ama bunları tam da 25 yaşıma girerken yazmalıyım ki neme lazım, hatırlamam belki de! =)

Dedim ya geçmişle kıyaslama yapmak, bisikletle uçağı karşılaştırmak gibi!

O zamanlar bisiklet kullanmayı öğrenebilmek için annemle babamın başının etini yiyordum, şimdiyse UÇAK OLDUM UÇUYORUM! =)


20 Temmuz 2011 Çarşamba

Evliliğimizin 223-254. Günleri =) Ne desem bilemedim =)

Ahh, ne kadar çok ihmal etmişim ben seni günlüğüm!
Kendimi sana öyle mahçup hissediyorum ki, o günleri ara doldurup da yazmış gibi gösteremeyeceğim bile..
Neyse önemli olan sonuçta yine başbaşayız, sevgilim ben ve sen!
Gerçi biz 3 kişilik bir aileyiz, Kalimizi unutmayalım =)

Şimdi gelelim, fotoroman tadında bu günleri nasıl geçirdiğimizi anlatmaya =)

2 Temmuz, 2011 - Cumartesi

Melih bizimle yazlığa geldi, harika bir 2 gün geçirdik =) 
Denizde bağıra bağıra top oynamamız hala aklımda, gülmekten tıkandık! =)




6 Temmuz, 2011 - Çarşamba

Ufo müzesi! Allah'ım en büyük hayallerimden biri, uzay bilimlerinin, ufo gerçeğinin daha içinde olabilmek!
Bu müze, hele hele Haktan Akdoğan ile tanışabilmek, üstelik Onunla fotoğraf çekilebilmek muhteşemdi! =)


Amaaa, beni hayatımda fotoğraf çekilirken en heyecanlandıran, en zevk veren kişi! Canımın taa içi, herşeyim sevgilim! =) =)

13 Temmuz, 2011 - Çarşamba

İş dönüşü, asansörün camı silinmiş, izi kalmış.. Sevgilim de cama ördek çizdi! =) =)


15 Temmuz, 2011 - Cuma

Karpuz! Hastasıyız... =) Sevgilime sürprizim =) =)


16 Temmuz, 2011 - Cumartesi
Yazlıktayız, amcam misafirimiz.. Çok çalıştık! ama güzeldi =)

 

17 Temmuz, 2011 - Pazar
Canım kardeşim artık 17 yaşında! Rabbim uzuun hayırlı ömürler versin inşallah..


19-20 Temmuz, 2011 - Salı, Çarşamba

Bu iki gündür ne yaptık biliyor musun günlük =) Balkonda yattık =) Diyarbakır'da damda yatanları da geçtik biliyorum, 9. kat sonuçta =)

Serindi, iyiydi hoştu da, çok gürültülü ve sırt, bel ağrılı sonuçları da var maalesef.. Sanırım, bu gece tıpış tıpış yatağımıza gidip orada uyuyacağız =)

Böyle işte sevgili günlük.. Bu arada, belki de en önemli haber; işten ayrıldım, şu anda geleceğim için daha hayırlısını olmasını umut ettiğim yeni bir işte çalışıyorum..

Bir de söz, bundan sonra daha sık burada olmaya çalışacağım..

Hadi yeniden MERHABA MERHABA! =) =)